Cuma, Eylül 08, 2006

Clémentine Üzerine Bruno Huchez'le Söyleşi


EFSANE ÇİZGİ FİLM CLEMENTİNE'NİN SENARİSTİ İLE YAPILMIŞ SÜPER BİR RÖPORTAJ MUTLAKA OKUYUN.

Clémentine Üzerine Bruno Huchez'le Söyleşi
Rui Pascoal ve Matthieu Pinon
Çeviri:Çağdaş Kaya
Bir diziyi, o dizi filmin prodüktörü ve yaratıcısından daha iyi kim anlatabilir? Bruno Huchez, Clementine ile ilgili olarak kafasında iki şapka birden taşıyor. On sekiz yıl sonra aynı heyecan ve tutkuyla kendisini bu diziyi yapmaya yönelten etkiler hakkında konuştuk.

Anime Land (AL) : Clementine’in ön hazırlık çalışmalarından bahsedebilir misiniz bize?
BH: Harika bir hazırlık çalışmasıydı.Havacılıkla ilgili onlarca eleman. Onları bu rüyayla uğraşmaya iten sebepler... Biraz gençsiniz siz, ama Gagarine ilk uzay yürüyüşünü yaptığında ben 20 yaşındaydım. Çocukken Mermoz benim için Adler ve Bright kardeşler’in olduğu gibi büyük bir adamdı. İkarus efsanesinin yeniden canlanması hep aklımızdaydı. Bu hayaller kendimizi kötü hissettiğimizde bizi başka yerlere uçuruyordu. Herhangi bir yere uçmaktan çok, tarihe doğru yapılan bir yolculuktu bu.

AL: Sakatlıktan bahsedilmesi çocuklar cephesinde sorun yarattı mı?
BH: Çocuklarım diziyi çok sevdiler ve beni tekerlekli sandalyede görmüş olsalardı bile bu diziyle paralellik kurmazlardı. O koltukta otururken ortak olan tek nokta hayalgücü. Gelecek hayatla ilgili bir yaşam umudu.

AL: Hemera ismi rastgele seçilmedi değil mi?
BH: Hemera bir peri. Topraktan meydana gelmiş, Clementine’in korkularıyla başa çıkmasına yardım eden, gerçek hayatta ve hayal aleminde yaşamanın yollarını gösteren bir peri Hemera. Tekerlekli sandalyeye mahkum kişiler için gündelik hayat hiç de kolay değildir.
Bilmem fark ettiniz mi ama, çizer Pascale MOREAUX ile aynı yüz hatlarına sahip. Buna paralel olarak sakat çocuklara biraz yardım edebilmek için Hemera vakfını kurdum.

AL: Peki neden Clementine ismini seçtiniz?
BH: Sempatik, hoş bir isim olduğu için, o zamanlar pek moda değildi bu isim. Benim de çok sevdiğim orijinal bir isim.Hem Clementine’in de çekirdekleri var. (gülüşmeler)

AL: Malmoth fikri nasıl geldi aklınıza?
BH: Kötülükte üstat bir karakter yaratmak istiyordum. Malmoth’u Massard ve Taurand buldu. Onlardan dünyanın merkezinden gelen ve zavallı Clementine’i sürekli rahatsız eden kötü bir yaratık tasarlamalarını istemiştim. Sonra buldukları fikri sevdim.

AL: Peki sirk fikri?
BH: Kahramanların buluşup istediklerini yapabilecekleri bir mekan gerekiyordu.Aynı zamanda onca kötülük içinde bir sığınak, panzehir olabilecek bir mekan bulmak gerekiyordu. Hayvanlar harika yaratıklar. Kedi Helice gibi ya da Gontran ve piresi Ginette gibi rahatlama sağlayan elemanlar. Helice konuşma kabiliyeti ile Clementine’in gerçek dünyasıyla rüya alemi arasında bir ayrım yapmaya da yarıyordu.

AL: Hikayeler ve ülkeleri seçerken nelere dikkat ettiniz?
BH: Ülkelerin sıralaması için bir kuzeye bir güneye gidiyorduk Mümkün olabildiğince birbirinden uzak ve değişik noktalar tespit etmeye çalıştık. Biraz, ”Şimdi İngiltere’deyiz, haydi hop Japonya’ya gidelim. Sonra Mısır’a gideriz” şeklindeydi seçimler. Hikayeleri seçerken özellikle ders programlarında olmayanları kullanmaya dikkat ettik. Kültürel tarihin hafızasında olmayan az bilinen hikayeler.

AL: Sondaj ya da projeksiyon çalışmaları yaptınız mı?
BH: Çocuklarımın çok arkadaşı olduğu için şanslıydım. Yirmi küsur çocuğu bir araya getirip onlarla Malmoth’dan konuşuyorduk, uçaklardan, diziyle ilgili her şeyden. Çizimleri masaya dizip hakkında konuşuyorduk, hikayeleri anlatıyorduk. Aynı zamanda uygulamalı psikoloji merkezinden de yardım aldık.

AL: Pekiyi, diziyle ilgili olarak çıkarılan; mektup kağıtları, Malmoth bebekleri bunlar başlangıçta tasarlanmış mıydı yoksa Clementine’in başarısı sonrasında mı piyasaya sürüldü?
BH: Dizinin başarı kazanmasından sonra buna karar verildi. Fransız yapımı bir çizgi film yapıyorduk, sonuçta Mattel gibi sponsorlarımız yoktu, GI Joe ya da Transformers gibi...

AL: Antenne2 mi teklif etti yoksa sizin özel tercihiniz miydi bu kanal?
BH: Pek karışık değil, TF1’de Izard vardı Izard ve Izard, FR3’da da Chalopin, Chalopin ve Chalopin. Bana ne kalıyordu: Antenne2. Bu işi yapabileceğim tek kanal.

AL: Siz de Clementine’de Izard’ın birçok yapımı gibi kitaba adapte etmeyi düşündünüz mü?
BH: Hayır, bu imkansız. Çok rüya sahnesi var. Herkesin aradığı bir şeyleri bulabileceği bir diziydi Clementine. Canlı bir dizi ya da filmde yönetmen, bir çizerin veremeyeceği, daha olgunlaştırılmış bir bölüm işleyebilir.

AL: Diziyi yurtdışına da sattınız. Dizinin geçtiği ülkeler yayınlamak için özel şartlar öne sürdüler mi?
BH: Hayır. Özel bir problem olmadı. Yo, oldu. Afrika ülkeleri Afrika’da geçen bölümleri reddettiler. Ben de uzun bir dönem oralarda yaşamıştım, ama demek ki benimkisi deforme bir bakış açısıymış. Bu hikayenin konseptini iki senariste teslim etmiştim.

AL: Bölümlerden birinde bir Afrikalının vücudunun üst kısmı çıplak gözüküyor. Mısır’daki bölümde de Clementine’in göğsü açıkta. Sansürle ilgili problemleriniz oldu mu?
BH: Jacqueline Joubert’den biraz azar işittim, ama 85 yılındaydık o zaman, üstüne 60 yıl... İsveç’te Hansel ve Gratel bölümü yüzünden diziyi reddettiler. ABD de bu “çıplak” bölümü reddetmişti. İsveç, diziyi o bölümler olmadan satın almak istedi kabul etmedim. Bir bütün bu sonuçta. İkinci sefer aldılar. Dizi dünyada 87 ülkeye satıldı.

AL: Bu ülkelerde nasıl bir etki yarattı dizi?
BH: Çin’de olağanüstü bir başarı elde etti. Kanton ve Mandarin dilinde dublajı yapıldığı için olsa gerek. Diziyi Bayan Gorbatchev’e hediye etmiştim. Rusya’da da büyük başarı kazandı.

AL: Peki Fransa’nın “yüksek çevrelerinde” ?
BH: (Gülerek) Yakama bir madalya yapıştırdılar. Çalışmalarımın geneli için. Eğlenceli bir şey çünkü imzalayan Lang’dı, sekiz gün sonra görevden alındı ve Leottard ödülü verdi bana. CNC’deki adamlar Malmoth hakkında birkaç eleştiri getirmişlerdi. Bu detayın dışında takdir etmişlerdi. Özelikle beni bu diziyi yapmaya iten sebepleri dikkate almışlardı herhalde.

AL: Clementine ile karşılaşan kötü tiplerden herbirinin karakteristik bir defosunun olmasına ne diyorsunuz, kahraman üzerine biraz fazla düşmüyorlar mı sizce de?
BH: Bu şimdi beni de rahatsız ediyor. Ama o zamanlar seri halinde üreten kim vardı ki; Wolmark “Les Mondes Englouti”yi yapıyordu Chalopin “Ulyssee 31”i, bir de ben. Christophe Izard’ın etkisinden çıkılıyordu. Çocuklar Adası’ndaki tipler mesela, şekerleme, marshmallow gibiydi. İnsanların bunu kötücül bulmalarını anlayabiliyorum, fakat TV izleyenlerinin kötü karakterleri sevmemesi gerekiyor. Bunun için de onları olabildiğince kötü yapmak gerekiyor. Sonuçta, çocuklar korkmayı sever.

AL: Biraz da ikinci sezondan konuşalım. İlkine göre belirgin bir kalite kaybı görülüyor.
BH: Biraz Jean Cubaud ile ilgili. Rene Borg’un gidişinden sonra o devam etti. Diziyi ortaya çıkaran Borg’du. Bunu inkar edemem, Cubaud bu görevi devraldı. Evet bir kalite düşüklüğü olduğunu kabul ediyorum.

AL: Peki siz, ilk sezondaki kadar işin içinde misiniz?
BH: Hayır. Ekibe açık kart verdim. Prodüktörlük görevlerimle ilgilenmem gerekiyordu çünkü... Yani diziyi tüm dünyaya satmak. Dizinin devamı hazırdı zaten. Yüz dört bölüm kartonlarda bekliyor. Bu yeni on üç bölümden sonra Joubert devamı olan yirmi altı bölümü almak istemedi.Yine de iyi geçindim onunla, çünkü benim tek müşterimdi. Ama itiraf edeyim beni epey zor duruma soktu bu.

AL: Malmoth karakteri ile ilgili olarak, sizce de bunca kötülük taşıyan bir canavarın eşi olması tuhaf değil mi. Onun için şefkat beslemesi?
BH: Mitoloji doğal olana karşıt olaylarla dolu. Kral Minos örneğin. Zıtlar birbirini hep çekmiştir, su ile ateş, yin ve yang...

AL: Dizi hiç olmasaydı, bugün yine aynı diziyi yapar mıydınız?
BH: Tabii ki yapardım.

AL: Neleri değiştirmek isterdiniz?
BH: Daha fazla tarih koyardım içine. Joubert’e yirmi altı bölüm daha teklif etmiştim ama kabul etmedi. Dünyada o kadar güzel hikayeler var ki. Tabi Tom Sawyer gibi sürükleyici hikayeler de var, ama Momato mesela, kim daha önce duydu? Pinokyo’yu herkes biliyor, peki ya Leonardo da Vinci’nin “Le coup de Glace”ı? Bu diziyi yapmaktan büyük gurur duymuştum.
Daha çok dramatik yoğunluk eklerdim diye düşünüyorum şimdi. Günümüz çocukları çok daha yoğun bir şekilde eğitiliyor, iletişim kanalları daha çok. Okullarda yabancı edebiyatlarla ilgili fazla ders yok. Dokuz yaşında bir çocuk dünya hikayelerini bilmiyor. Dickens’ı ya da Grimm Masallarını, Mark Twain’i okuyan pek kalmadı. Beşinci ya da altıncı sınıfta mitoloji öğretilmiyor. Oysa kültürün temeli mitoloji. Ulises’nin atını tanımak için on yaşını beklemezdik biz. Şimdiki çocuklar ne yazık ki bunlardan habersiz. Onlara okuma ve keşfetme zevkini yeniden kazandırmak gerekiyor.

Dipnotlar
AnimeLand Temmuz Ağustos 2002

Hiç yorum yok: